Anadolu’nun kalbinde, yüzyıllara meydan okuyan bir eser ve o eserin ardındaki sessiz irade…
- yüzyılın çalkantılı dünyasında, saraylar güçle, topraklar savaşla şekilleniyordu. Erzincan’dan Konya’ya uzanan bir evlilik, yalnızca iki insanı değil, iki hanedanı birbirine bağlarken; ardında gurbeti, yalnızlığı ve görünmeyen mücadeleleri taşıyordu. Selçuk Hatun’un sarayda başlayan yeni hayatı, ihtişamın gölgesinde büyüyen bir yalnızlığa dönüşürken; kardeşi Melike Turan Melek, bu dünyanın dışında ama tam kalbinde duracaktı. O, yıkımların ve savaşların ortasında kalıcı olanı arayan bir iradenin temsiliydi. Moğol istilasının yaklaştığı, şehirlerin yandığı, dengelerin altüst olduğu bir çağda Melike, geçici olanın karşısına kalıcı olanı koymuştu. Taşa işlenen bir hayat, bir merhamet ve bir medeniyet anlayışı… Divriği’de yükselen ve taşa nakşolan hayat, yalnızca bir eser değil; zamana direnen bir hafıza olacaktı. MELİKE; gücün, kaderin ve insanın iz bırakma arzusunun hikâyesi.